Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Korkutulduk ve bu korku bizlere telkin edildi.Çünkü korkunun kaynağı tarih sayfalarında eksik ve yanlış da olsa mevcuttu.Din adına katliamlara,sürgünlere maruz bırakılmış bir inanç geleneğinden geliyorduk.Adımıza fermanlar,fetvalar yazan zihniyetin tekrar gelebileceğini ve aslında bu zihniyetin hala var olduğunu unutmamıştık.Alevi’nin sözlüklerde,ansiklopedilerdeki karşılıklarını yazan biz değildik.”Alevinin malı canı, namusu helaldir.” Diyen Ebu Suud Alevi değildi Korkmalıydık, gizlenmeliydik, Alevi olduğumuzu inkar etmeliydik.Çünkü canımızın ve malımızın tehlike altında olduğunun bilincindeydik. Biz de öyle yaptık. Zaten alternatifi yoktu, çıkmazda olan bu inanç grubu korkuya ve bir anlamda şantaja yenik düştü.Otoriteye biat etmemiz,laik kırıntılara razı olmamızın bir ayağını oluşturan olumsuzluklar bunlardır.
Korkmuştuk. Çünkü zalimlerden çektiğimizin bizdeki karşılığını anlatmanın mümkünsüzlüğünü yaşıyorduk. Zulmün temelini oluşturan etkenlerin,inanç mı,inançsızlık mı olduğunun hiç önemi yoktur kanısındayım.”Şeriat geliyor” dendiğinde şeriat adına Alevilere yapılan haksızlıkları düşünmemek mümkün mü.”Aleviler Müslüman değil.” Denildiğinde ötekileştirildiğimizi, ötekilere de nasıl davranıldığını bilmeme saflığına düşecek değiliz herhalde. Yani resmi ideoloji ve otoritenin kullanabileceği argümanlar hayli fazladır.Bu anlamda Alevilerin bilinçaltına gönderilen mesajların karşılığı zaten vardır.Bu karşılık tarihtir,belleklerimizdir ve kulaktan kulağa anlatılarak gelen söylentilerdir.
Korkmuş ve korkutulmuş olan biz Alevilerin elimizi sımsıkı tutacak,bizi tehlikelerden,katliamlardan koruyacak bir ele otoriteye ihtiyacı vardı.Bizim kendimizi anlatmaya,ifade etmeye ihtiyacımız vardı.Çünkü yüzyıllar boyu kendimizi neredeyse çocuklarımızdan dahi gizleyecek davranışlar edinmek zorunda bırakılmıştık.Yolu yordamı,mektebi sadece yüzeysel ve alakasız bilgilerle yetinmeye razı olmuştuk.Cumhuriyetle beraber sanırım aleviler kısmi de olsa bir rahatlama dönemine girdiler.Veya ikna edilerek “Cumhuriyetin bekçileri” rütbesiyle yeni bir döneme yelken açtılar.Bazı çevrelerin Alevileri Atatürkçü ve Kemalist olmakla suçlamaları sanırım bu konuyla ilgilidir.
Şimdi geldiğimiz bu noktada bilimin,teknolojinin ,insan temel hak ve özgürlüklerinin gelişmesi ve teminat altına alınması sonucu insanlar rahatlıkla kendilerini ifade edebilmektedirler. Alevilerin geçirdiği bunca olumsuzluklardan sonra, içinde bulundukları davranış, ibadet ve Aleviliği yorumlama ve kendilerini tanımlamaları noktasında kendi aralarında anlaşmazlıklara düşmüşlerdir.Yine Alevilerin geleneksel yapısını,özellikle manevi dünyalarını parçalayarak Alevileri dönüştürme çabaları da yoğun bir biçimde devam etmektedir.Siyasette,ideolojide kullanılan Aleviler ,şimdi de çeşitli tarikatçıların ilgi odağı olma konumuna gelmiştir.
Yüzyıllardır başta inançsal anlamda ve daha sonra siyasal ve ekonomik nedenlerden dolayı kapalı bir yaşam sürdüren Alevilerin merkezi otoriteyle ilişkileri sınırlı kaldı.İktidarların sağladığı hizmet ve olanaklardan neredeyse hiç yararlan(a)madılar.Resmiyetin dışladığı aleviler, inançları ve gelenekleri bahane edilerek bu hizmetlerden mahrum bırakılmayı zorunlu kılıyordu.Hiç bir zaman karar alan mekanizmalarda olmadılar.Ve her çağ,devir,zamanda yalan,iftira,dışlanma devam ederek günümüze dek gelmiştir.Şimdi bütün bu olumsuzlukları birileri “açılım” adı altında gidermeye çalışmaktadır.Mümkün mü?
Sanırım olumsuzluk ağırlıklı sürecin kırılması ve aşılması yakındır.Yetişen yeni kuşakların bilgi ve bilgiye ulaşmadaki avantajları, yine manevi anlamda eksiklikleri bulunan Alevi gençlerinin gerçek kaynaklara ulaşmaları ve mekteple buluşmaları belli oranda bu kırılmayı hızlandırarak ,biraz daha insani ve İslami ilişkileri geliştirecektir.
Rıza BAKIRLI